24 Kasım 2010 Çarşamba

ELEKTRİKSEL POLİTİK POLİKİNİK DİLEMMA nüsha 1











giriş

yıkımını kendi ayarlamış bir şehrin çocuklarıyız biz
tufeyli gelecekten koyu çay demlemiş

sınırını kendi çizer gibi gözüküp
oto yollarda
arabalarını ölüme parkeden
sentetik bir ırktanız
tersyüz edilmiş bir tarihte

artık çok renkler
artık çok hüzünler
artık çok sevinçler
maceralar
aşırı doz
altın vuruş

yıkımın ve çürümenin estetiği
hangimizin avuçlarında buldun sıcaklığı
hiç bile olmadı
medyatik ölüler hortladı cep telefonlarında
üstelik müslüman zombilerdi onlar
bazen bir isim benzerliği bile benzeştiremedi onları
onlar ve onların sonları sanıldı
hiç
hiç olmamışken
ülke o kadar genç ki
ölüyor


otuzbirekimikibinbeş dilemma








Mea Culpa


söylenenler ve söylenmeyenler
zamanın bulanık sularında çalkalanıyor karışıyor
söylenemezler oluyor
herşey tek ve kızıl bir acı
yetmez ki bu şarabın sarhoşluğu
yenik ordular kendine çekilir biraz da
umut sönük bir kalkandır
kılıcın kendine batar
ve düştüğünde suya
zırhın seni boğar
ne de olsa savaş öldürür
gölgelerde gölge olarak bile kalamazsın gidersin
hep hırçın bir ağa takılmak gibi pişmanlıklarım
nokta konur
noktadan sonrası silinir
arkası hiçliğin zirvesidir


onyedihaziranikibinbeş dilemma








Mea Culpa

Yobaz katolikler kendi sırtlarını kamçılarken bunu söylerler. hatalarını itiraf etmis olurlar, kendi cezalarını da vermislerdir, boylece akılları sıra tanrı onları affedecektir


bu söz öbeği otaçağ'daki bir destanla birlikte doğmuş ve yerleşmiş bir kalıptır.
latince mea benim, culpa ise günah anlamına gelmektedir. bu durumda anlamı benim hatam yani benim günahım, benim suçum demektir. dolayısıyla bir günahkarın tanrı'ya günahlarını itiraf etmesi anlamına gelir. hristiyanlık'ta günah çıkarma işlemi de hataların tanrı'ya veya ona bunu bildirmekle görevli pedere anlatılması ve kabullenilmesiyle gerçekleştiğinden, bu sözün, hatalarımı kabulleniyorum, beni onlardan arındır, affet anlamına geldiği görülebilir.
dolayısıyla bu söz ortaçağdan günümüze kadar gelmiş bir af cümlesidir. mea culpa diyen kişi hatasını kabullenerek af bekliyordur. hatta zaman içinde bu söz özür dilemekle hemen hemen aynı anlamı kazanmıştır.

mea culpa,fransız edebiyatında "la chanson de roland" diye anılan,haçlı savaşları sırasında hristiyanların kazandıkları zaferlerin,şövalyelerin kahramanlıklarının anlatıldığı destanda geçen,"benim suçum" anlamındaki,rolandın ölümünün yaklaştığını hissettiği anda göğüsüne vurarak tanrıdan merhamet dilemek ve günahlarını affettirmek için söylediği kelime bütünüdür..bunu söylemesi,onun tanrıya olan inancının,vatanseverliğinin,cesaretinin,fiziksel ve kişisel gücünün,efendisine duyduğu sadakatin göstergesidir..
destana göre,"mea culpa", onun tüm günahlarından arınmasını sağlamış,onun iyi bir hristiyan olarak ölmesini ve gökten inen melekler ve azizler tarafından cennete götürülmesini sağlamıştır



lupelius' a göre yeryüzü, insanların sıralar halindeki idam mahkumları gibi yaşadıkları kozmik bir hapishane, dünya boyutunda bir zindandır. bu vizyonun son ve kesin bir yenilgi oluşturduğu yargısına varmak yerine, göz kamaştıran çılgınlığıyla çok cesurca bir plan tasarlar. lupelius, insan için onu olanaklının sınırlarının ötesine geçirecek bir serüven düşler; kaçınılmaz görünenin ölümcül yazgısından kaçış ve dünya yasalarından kurtuluş. insanın, elleriyle dikip yükselttiği sınır duvarlarını yerle bir etmeye gücü vardır. doğaya kafa tutabilir ve herakles sütunları gibi, kendisine en uç olarak belirleyip ötesine geçmeyi hayal bile etmediği sınırları parçalayabilir. lupelius, etrafına birkaç cesur adam toplayıp, ayrıntılı bir kurtuluş planı hazırlar.

"hep aynı olaylarla karşılaşıyorsun, çünkü sende hiçbir şey değişmiyor ! her şey benzerini kendine çeker. cennet parçacığı cennete doğru, cehennem parçacığı cehenneme doğru yol alır."

lupelius felsefesine göre, benlik durumlarımız uygun olayları çeker ve bu olaylar, yeniden aynı durumlara düşmemize neden olur. sadece irade gücü bu sonsuz döngüyü, hiç sonu gelmeden kendi kendine oynanan bu oyunu durdurabilir ve kişinin varoluşunun içine düştüğü iptonik çemberi kırabilir. "düşünce yaratıcıdır. düşünce yaratır." olaylar düşüncelerimizin, benlik durumlarımızın, elle tutulur gözle görülür olmasıdır. bundan dolayı, olaylar ve durumlar aynı şeydir. durumlar, her kişinin benliğinde üretilirken, olaylar, zaman içinde ve iradesinden bağımsız olarak ortaya çıkıyormuş gibi gözükerek yaşamda oluşur. halbuki gerçekte, onlar için sürekli yakaran ve farkında olmadan onları yaratan biziz.

ister olumlu, ister olumsuz olsun insanın düşünceleri daima yaratıcıdır ve ortaya çıkacak zamanı hep bulur.

düşüncelerimiz, yollayıp unuttuğumuz, elimizle yazılmış davetiyeler gibi onlara karşılık gelen olayları kendine çeker. koşullar, buluşmalar, olaylar, sorunlar ve aksilikler, sürçmeler ve başarısızlıklar, yani üstü örtülü bir biçimde kendilerine yakardığımız istenmeyen konuklarımız, artık onları aklımıza bile getirmediğimiz uygun bir zamanda kapımızı çalarlar. onların beklenilmeden ve birdenbire olduğunu sanmamızın asıl nedeni, bizim kendi durumlarımıza dikkat etmememizdir.

"beklenilmeyen, hep uzun bir hazırlık dönemi gereksinir."

ister bilinçli, ister bilinçsiz verilmiş olsun, kişinin başına kendi rızası olmadan hiçbir dış olay gelemez. öncelikle psikolojisinden geçmeden, hiçbir şeyle karşılaşamaz.

düşünce bu yüzden çok güçlüdür.

olgular, olaylar ve deneyimler olarak nitelediklerimiz ve yaşamda gerçekleşme olanağı bulunan her şey, kendileriyle aynı dalga boyunda olanlarla buluşmak üzere halen uygun adım yürüyen benlik durumlarımızdır. durumlar, gerçekleşmek için doğru zamanın gelmesini bekleyen olaylardır.

duygularımızın kalitesi, düşüncelerimizin genişliği, tam şu andaki ruh halimiz, görünür dünyada nelerin gerçekleşeceğine ve kendi yaşamımızda başımıza gelecek olayların türüne karar vermektedir.

"düşünüş yazgıdır."

"düşündüklerimiz yükseldiğinde yaşamımız yücelir."

lupelius' un felsefi düşüncesinin ana unsuru, olaylarla durumların bir tek gerçekliğin iki yüzü olduğunun ortaya konmasıdır. bu saptama, iç ve dış dünyalar arasındaki her ayrımı ortadan kaldırarak kişinin kendi durumlarını bilmesi ve kendisinin efendisi olması yoluyla yazgısını yönlendirmesine izin vermektedir.

"varoluş bizim buluşumuzdur ve bu yüzden sadece bize bağlıdır."

lupelius' un ellerinin kılavuzluğunda, mea culpa sözlerinde gizlenen 'yapmanın somutluğunu', bu baş döndürücü gücü, ilk kez keşfediyordum. bu iki sözcükte, sanki bir mücevher kutusunda durur gibi, bin yıl insan zekasının en özgün örneği saklanmıştı. "mea culpa*, mea culpa*, mea maxima culpa*." bunu kişisel sorumluluk fikrinin en güçlü ve en özlü ifadesi olduğunu ancak şimdi anlayabiliyordum. "mea culpa" gezegenlerin hiyerarşisinden atomların hareketlerine dek, tüm evrene gem vurabilecek bu formül, sınırsız bir enerjinin sırrını içermekteydi.

benlik durumlarını biraz değiştirmek, insanın başına gelecek olayların türünü değiştirebilecektir. böylece kişi, kendi üstünde çalışarak, düşünüş ve hissediş biçimini değiştirerek, zamana bağlı kendi varoluşunun bulunduğu düzeyde bir aşama gerçekleştirebilir.

yeryüzündeki varoluş, bizim yüce okulumuzdur. insanlığın gözüne bir hapishane gibi gözüken, bir yaşam okulu. "vizyonumuzu tepetaklak etmeyi öğrenmemiz gerekmektedir. insanların genellikle zorluk veya felaket olarak gördükleri ne varsa, ilendikleri ne varsa, her ne pahasına olursa olsun kaçındıkları ne varsa, bunların aslında ölüm psikolojilerini bir yaşam psikolojisine dönüştürmelerini sağlayacak çok değerli malzemelerdir."

"bu dünyadaki yaşantı, bir tanrılar okuludur.

"karışıklık, şüphe, kargaşa, kriz, kızgınlık, umutsuzluk ve acı, hepsi büyüme sağlayabilecek mükemmel durumlardır."

mea maxima culpa benim büyük hatam. latince, yapılan büyük bir hatanın birinci tekil şahıs tarafından ifade edilmesi.



müfit işler








E N T E L İ J A N S İ Y A


M A R Q U I S D ’ I S T A M B U L I N





M E L M E K E D M A Z B U D!



Dersaadet, Miladi 2005


Beyhude geçen yillarimin bendenizi asude bir ebedi istirahatgaha nakledmek üzere hazirlikler içerisine girdiğini hissediyörüm. Vetan soğolsun. Naçiz vücudumu, içinde barındırıcek namütenahi karanlıklerin, şahsıma şu mel’un asri zemanlarda çekdiklerinden deha fezla ısdırab verebilmesi mümkün değil.

Heyhad! İşte geldik gidiyörüz, şonolasın İslambol… Geride kalan şu gökkubbede bir hoş sada olsun deyu az mı kahır çekdik bu melmekedde… Münhasıran enteliyansiya tabyalarında verdiğimiz cengin veveylası arşualaya yüsgeldi. Yer gök inledi. Kürre-i Arz, ortasından çatladı, denizler yarıldı, kıyamatlar kopdu ve fekad kattiyen yolumuzdan dönmedik. Bu melmeketin edebiyatının şeref, haysıyed ve dahi bekası içün nağmerdin önünde boyun eğmedik. Kan verdik, can verdik, ricat etmedik.

Oleylerin en başından beri emin olduğumuz bir husus var idi ki esas kudret ve cesaredimizi bu mecradan tedarik ediyördük… Avet; cümle alemin malumu olduğu üzere; esasında melmeket mazbud… Fekad, ahali..!.. La havlevela... Ve dahi yüsgelen kıymatların vazettiğ yeni arz nizamıdır başımıza musallat olan kadastrof. Ahlak, namus, şeref, haysiyyed, vicdan, merhamed, şefaat, ihsan, hulus, saffed, sakıt olmuşdur. İşbu mevhumlara kıymad veren bendeniz gibin ediblere meczub muamelesi edilir olmuşdur. Korropsiyon, iltimas, ihtilas, irtikab, davkavukluk, murailik, nağmerdlik almış yürümüş ve bununla iktifa edilmeyip bu şekilde davranmayan ehl-i vetan’a “naiv” birer budala muamelesi edilir olmuşdur.

İşte o lahza civan merdan-ı milllete vazife düşmüştür aziz edebiyatperver karilerim!…

Giydik bu ateşden gölmeği ve daldık alevler arasında tuduşmuş vetan torpaklarına… Aziz Danyal Peygamber’i, yakmayan Cenab-ı Hak bizi de yakmayacaktır deyu, namıssızların üzerine saldırdık… Dilimizde hamased destanları kılıç kalkan kuşandık… Ne gam çak olursak rah-i vetanda diyerekden…

Bu haysiyyedli kalkışmamızın akabinde hadiseler hayırlı bir mecraya devrişilecek ve beşeriyyetin terakki teoremlerine mütenasip bir şekilde sona erecek sanılırdı değil mi aziz kariler… Malörozmon zat-ı alileriniz de bendeniz gibi yanılmakdasınız… Her şey tam tersi bir şekilde hitam buldu…

İşbu satırları bir vasiyet mahiyetinde asarımın introdüksiyonuna koyerek neşriyadcıma intikal etdirmek üzereykene melmekedin hali pür melal’i içler acısıdır. Uzun lafın kıssası, mağlub olduk aziz kariler… Yenildik, tasfiye olduk, bertaraf edildik. Melmekedin münevver zevadı tercihini sahdekar enteliyansiyanın kuyrukçusu olmek şeklinde yapdı. Bizim gibin vetanperver üç beş edip itildi kakıldı. Asarımızı neşredememek bir yana; okuyacak kitab, yiyecek ekmek, narin begonyalarımıza su, sadık kedimiz Fitnat’a rızık tedarik edemez vaziyete düştük.

Aynı lahzada, melmekedin içtimai, iktisadi, ilmi ve edebi, iktidarına musallad olan tufeyliler zevk u safa alemleri, zenginlik ve saltanad içinde yüzmekde, her geçen gün aziz vetan torpaklarından bir başka güzelliğin yok olmasına çanak tudmaktadırlar. Muasır medeniyyed seviyesine intisab edme kisvesi altında kendi yalan dünyalarını yaşamakda, melmeketin milli karakter ve aidiyetini üç kuruşa global arz nizamına satmakdadırlar.

Şu lahza elinizde tutduğunuz külliyatımı, neşretmeye girişmeden evvel siz aziz sevenlerime işbu mündericadı yazmayı vazife bildim. Fekad lakırdıyı fezla uzatmak temayülünde değilim. Zati, kısacık bir makale içerisinde edibimizin ve de entelijansiyamızın tahlilini yapabilmem kabil değildir. Fekad sizleri temin ederim ki, miladi 2005 senesinde neşredmeye başlayacağım işbu mevkutemi dikkadlice okuyacak olursanız bu melmekedde bir devrin erbab-ı edebiyatı ve dahi münevveri ne işle iştigal ediyorlardı, kim kimdi, kim ne isdiyordu, kim neyin müsebbibiydi, pekala vakıf olacak, nadir rastlanan bir tarihi mevkuteye sahip olacaksınız.

İş işden geçdikten sonra bu mevkute kimin, ne işine yarayacak onu bilemem. Fekad tarihin tekerrürden ibaret olduğunu bilirim. Ümmid ederim ki bu neşriyatta zikredilen, melanet, aleladelik yahut da bilakis; erdemli kişilere dair mağlubiyetler, kıssadan hisse olsun. Ve bu kıssadan hisse almaya bir daha ihdiyaç olmasın.

Lakin heyat bu… Mukadderatın ne getireceği evvelden bilinebilir mi?

Haşa!

Mesela, valide tarafından kökü markilere dayanan köklü bir İslambol ailesine mensub, istidatlı ve parlak bir edib olerek heyata atılan bendenizin, haysiyyedli bir vetanperver olma sevdasına kapılıb, kendini edebiyata vakfederkene, heyatının son yıllarını, bidayetde büyük bir aşk ile bağlandığı veledlik mahbubesinin evinde ve inayetinde sefaled ve perişanlıkla geçireceğini kim bilebilirdi?…






malatyalı müslüman drakula’nın encamınadır ki:


kendi içine doğdu tüm kalpparalar
ekersen tohumu şimdi biç kendini
radyoaktif dış alımlar yapıldı yıllar önce
o kadar kârlı alış-verişti ki
karşılığında alınan canları sayamıyoruz artık
saymak da ayıp oldu zaten
peki sevmek kaça satılır oldu sizin oralarda
duyarsızlık ve tatminsizlik üste prim olur
sahi ayıp neydi ki
sadece sözünü ettik
böyle anlarda çok sıkıcı olduğum söylenir
bardak dolu mu boş mu
ıssız adada üç şey
biri kimi gözetliyor anne
sen hiç zayıflığın resmini çizebilir misin abidin
ya da en netten sanal tecavüz



konserden ölen karadenizli kardeşlerimizin acı hatırasına adanmıştır


birkasımikibinbeş dilemma









Melodik bir ritim tuttur ve git:


Evrimin başlıyor yerini al hayvan !
İlk insan ol, ayakta durmaya çalış.
Tamam becerdin mi?
Geçelim o vakit aletlere.
Bul taşı ve öğren sivriltmeyi,
Kenarını keskinleştirmeyi, öldürmeyi.
Ye öldürdüklerini yoksa açlık seni bitirecek.
Cilala artık evet devam et.
Tunç bul, daha iyi göreceksin.
Aile kur, kapansın kadın olanın mağaraya,
Erkek olanın çıksın ava.
Devam et bir süre, hiyerarşiyi öğren.
Avcı toplum ol,
Sıkıldığın yerde tarım toplumu ol.
Ölme ama açlıktan ve üre.
Paylaşmamayı öğren, mülkiyetin adını koy.
Tanrıyla tanış, ibadet et sahip oldukların için !
Güneşe tap, batsın o, aya tap.
Vazgeç gökyüzünden, indir başını ateşe tap.
Su onu söndürsün suya tap.
Onlarda mı kesmedi? Sırasıyla,
Davud, Musa, İsa ve Muhammed’in tanrısına tap.
Yine mi kesmedi?
Kendini kes, intiharı dene belki.
Hector olmaya gerek yok,
Düşünme, durma, bekleme,
Kendini yok sayma,
Paris artık çoktan bir ülkenin başkenti olmuşken.
Romalı ol,
Kurul, yüksel ve devril.
Rahat ol, adın değişecek ve yine geleceksin.
Gemici ol, bul orayı burayı.
Dön Ümit burnunu, De Gama oldun artık.
Sonra, Hindistan diye bul o lanet memleketi.
Öldür üzerindeki Kızılderilileri,
Yerleş bir güzel üstlerine mezarlarının.
Kentlerin inşasına başla.
Ecinniler görmeye devam et,
Mülksüzler gibi bir cevap olmaksa derdin.
Nietzsche ol, hadi ol ! olamadın di mi? Bunu geçelim.
Marx ol, engel(s)lere aldırma, takılma
Lenin ol, ne yapmalı de ve yap aklına geleni.
Stalin ol, ez farklıları, geleceğini.
Sürül yahut Troçki ol, Büyükada ol.
Devam et, çarlar yok artık zaten.
Osmanlı ol unutmadan,
Kurul, yüksel ve devril.
Rahat ol diyemem çünkü sen devrildin artık.
Sanma, Samsa gibi bir böcek olmaktansa,
Sen gibi bir Kelebek ol,
Kaç ölümüne ama unutma dalgalara isim takmayı.
Parçalara ayrıl tam da atomun keşfi esnasında, Guvernica ol,
Daha öncesinde sür olmuşken gerçekliğin.
Eğer 1944 ise yaşadığın yıl ve diyelim Yahudi ol,
Sık dişini biraz ileride alırsın intikamını,
Sonsuz bir nefretle, anlaşılmaz,
Filistinli çocukların gözlerinde.
Tehlikeli Oyunlardan uzak durma bana sorarsan,
Atla ortalarına tutunama ne fark eder?
Sanki kazanmak mı derdin?
Önemli olan katılmak değil mi ya?
Çağrılınca bakma ne çıkar,
Adın Yakup ya da her ne ise…
Siyah derili ol,
Martin Luther King konuşsun sen dinle,
Boş ver sen,
Belki ileride Colin Powel olursun,
Artık ne desem bilmem ki !
Derdin faşizm değil iktidarmış meğer.
( Bu arada, kadın olanın hala mağarada farkında mısın? )
Sonra kafasındaki leke ol birinin,
Değişirken her şey, orada ol, herhangi biri ol.
Şahitlik et artık kutupsuzluğa, sona.
Kapitalizm ol, istediğin ismi tak olan bitene.
Türk ol yahut sonunda oku bunları,
Sal bütün paranoyalarını, suçlarını dış mihraklara,
Boşalt köylerini, doldur korkularını.
Sal üzerlerine kaybolan çocuklarını arayan anaların.
Ve işte tam orada bak tüm bu olduklarına…
İnsan ol, uzak dur olumlardan,
Öl orada, çığlık ol, sitem ol ve üçüncü dünya savaşı ol,
Albert aklına gelsin,
Ok ve yayı hazırla dördüncüsü için.
Utanmadan hazırlıyorsun bir de !
Yetmedi mi daha?
İnsan ol, biraz insaf !
Evrimin devam ediyor yerini al hayvan!

Travis and tyler durden








açıklamalar:

* 15 nisan 2006’da bu metni yazmaktayım
* İSTANBUL MARKİSİ bir yazı göndermişti
* açıkçası onun yazdığı yazıdan dolayı bende yazayım demedim
* daha önce yazdıklarımı gözden geçirdim
* ortaya diğer pd’lerden daha farklı bir yapı çıktı
* daha politik daha gergin
* hem bir pd hem de daha farklı bir yapıydı
* ardından bu tarz bir yazı da Travis and tyler durden’dan geldi
* ekibin diğer bir kolunu da TAYLAN oluşturdu
* artık görünmesinden başka bir yol kalmamıştı
* bundan sonrasını zaman gösterecek
* fazla iğneleyici ve bazen de başımı derde sokacak şeyler
yazmış olabilirim
iyi niyetli arkadaşlarım beni bu konuda uyardılar
sağolsunlar
* bulunduğum durumlarda başım derde girebilirdi
* ancak zaten işim insanlara birşeyler göstermek
yeri geldiği zaman onları uyarmak değil mi
* karanlık zamanlarda yaşıyoruz
* ve artık daha önceleri gibi uzakta olan şeyler için
birtakım serzenişlerde bulunmuyoruz
* yani kısacası artık kimse bize kıyamet tellâllığı
yapıyorsun diyemez
* başınızı dışarı çıkarıp bakın
* dışarısı çok sıcakladı
* artık üzerimizde oynanan oyunlar oyun olmaktan çıktı
* artık oyun oynamıyoruz
* ve ne yazık ki o damarlarımızdaki kudretli sıvıyı da
oyun oynarken çokça harcadık
* belki de son damla kalmıştır
* bunu önümüzdeki günlerde göreceğiz
* değerli üstatlarım yüzyılların ardından sizlere saygılar
leonardo da vinci

albrecht dürer

1 yorum:

HÜSEYİN USTA dedi ki...

Öğretmenim öğretmenler gününü en içten dileklerimle kutlarım .