3 Aralık 2009 Perşembe

















Çok ayrı dillerde tanımlamalar / dijital kolaj / 27-06-2005










Çok ayrı dillerde tanımlamalar / dijital kolaj / 21-03-2005






Biçim bozma yeniden yapılandırma / dijital kolaj / 10-04-2005







kolaj







naturmort_tuval üzerine akrilik_70x100cm_13/04/2010








tuvaluzrneakrlik_50x70cm_5haziran2010
















AK GALERİ
Etkinlik 2

Altıpatlar Sok. No:12
Çukurcuma / Beyoğlu
Açılış: 27/ 05 / 2010 Saat: 18.00






hazım ağrıları / tuval üzerine akrilik / 90x70cm / 24 subat 2010






anatomi atlası / açık kalpli 3 / kağıt üzerine mürekkepli kalem / 32x46cm / 26_03_2004













itüzümleri / tuval üzerine akrilik / 100x120cm. 2010
yukarıdaki resim de aşağıdaki metin göz önüne alınarak ortaya çıkmıştır...





söykü


sığırcık sıçanları itüzümlerine çıkmışlar gelen günü karşılıyorlardı
uzaktaki şehrin bacalarında rüzgâr uğuldadı bir an
akşama doğru şehrin eski bir kulesinin gölgesi o çevredeki batakhanenin damına hiçbir zaman düşmezdi ve bu şehirde “gece sokaklara saplanırdı” gerçeğini sadece liğme liğme olmuş üst başlarıyla şarapçılar bilirdi
yaz akşamları kırlangıçların sesleri kentin kendine has müziğine karışır
sahile inildikçe martı çığlıkları bu biraz egzotik senfoniye katılmaya başlar
güneş altın yaldızlı kağıtlarını yapıların camlarına yapıştırırdı
bu şehrin kalbinde bir canavar gözü var
ona doğru gelen insanları çevresindeki kasabaları kentleri hatta kuşları köpekleri kedileri balıkları ağaçları sokakları gemileri uçakları acımadan yutar
koyu gölgelerinde sindirir
geceleri parlayan binlerce gözüyle bakar



yukarıdaki metin polikinik dilemma'nın 5. görüngüsünde bindokuzyüzdoksaniki yılı itibarı ile görünmüştür.... ancak metnin kendisi tarafımdan bindokuzyüzdoksanbir yılında yazılmıştır...



ikili pano _ tuval üzerine akrilik _ 150x200cm. _ 2008

MANİFESTO
modernizm ve soyut dönem yaşandı
resim
dünyamızdaki herhangi bir şeyi
tasvir etmek veya onun aracılığını yapmak
görevini aştı
artık kendisi oldu
soyutlama bilgisi ile bile hiçbir şeyi tasvir etmeyebilir
tuval üzerindeki bir geometrik biçim olarak “kare”nin
bile hiçbir şeye gönderme yapmadığını öğrendik
resim artık kendisi
kendisini üretiyor
ve kendini dünyadan tecrit etmese bile

bu noktadan sonra
figüratif anlayış
resmin kendi içindeki anlayışından doğacaktır
tıpkı evrenin kendi içinde kendini
tekrar tekrar yeniden oluşturması gibi
figür resmin içindeki bulamaçtan fırlayacaktır
hem geçmişinden bir takım nüveler taşıyacaktır
hem de yeni bir soyu oluşturacaktır
yeni soy tasvir etme görevi taşımayacaktır
resimdeki figür resmin kendi figürüdür
dörtnisanikibinon



sığmadı kâbus
su da sabun da kıvrak ezilmeler
kelimeler kırıldı yeniden birleşti
kuş kendine döndü
ağaç kendine döndü
kimse kabul etti mi
hep ayrı yere bakılır
kırmızı bir yusufçuk konacak
siyah dağın tepesine
sarı harflerle yazacak kendi yazgısını


dörtnisanikibinon



polikinik dilemma görüngü 31



söykü:

yedi sebep üzerine kurulmuş
bir kent için yedi başlık



1 kış kent

yılışık ışık
şık kış
eli açık kız-
an sömürülen dolay-
ısıyla şeh’r çılgın çalgı
tınısı ılgın şar-
kında bilenir babil bire bir
bil kabus konstantiniye-
ni eski eksik yeni eskiden kalmış kız-
an tüketilen bitme-
yen (den) ge
sır kulesi kız
kız ve sır-
alanır boyanır çıkar
yaz kış şeh’r bu şehre sızar-
tıkalı geceler konstantinapoliz
iziz biz sizsiz sessiz


2 yaz kent

tensen sen sâfi
tin senden kâfi-
ye ter göz yaşı-
yorum bedenimdeki iz-
lek(e) akıyor suya
karışıp taşa taştan ota
bilinmez rota daha önce-
den gidilmeden gelinen zaman-
ın kınında terk edilmişler diyarı





3 ten kent

saten gidiyor zaten yelkenli
denizinde âla kendi kedisine
sığınmış sıvanmış hala yek-
ün tutmaz mı fark-
etmez etmesin esinsiz kalmaz
azar azar ölürüz hey ten
sen ötedekiyiz sen en sen
senden önce nedir bildin mi baba-
bildik yok nedir bilmezdik-
yokuşlarından inerken ya da çıkarken
sırrını keşfettik sandık
yeni sırrını görene dek


4 tin kent

konstantin kent
kenti terk et yeke yek-
nesak olmuş o’ndan tin-
erciler düştü düşten-
sel akıyor boğazdan
kırsal akıyor her bayram
bayraklarda sadece bayram


5 gravür

o samanlı kağıtlara osmanlı
el yapımı kağıtlara sanrı
ey küflü küf’r etme saklayamazsın
gâvurlarca bu muhasarayı
terkisinde et epritti
sürdü çinko
baskı gravürde dedelerimiz
kızıl kavuk
işli kaftan al atla




6 alt dil şeh’ri

tirele titre siren leş
ertele me yan körü
bırak
ertele me an

kıyas kaldırmaz babil
kıyamet kaldırır seni
şeh’rin alt dili
üst diline gebe şimdi
an oldu
hep oldu
il legal



7 günah kent

gün ermeden
kanat gerilmezdir kuşlar kırallığında
gün düşmeden
düş görülür
gül boyanır her kim yazdıysa
ayar bozar
rüzgar esmeden
yelkenler gerilmezdir
ters bozar
sokak kuralı bir





a) şehr’e kişisel kayıt

temmuz
temerkuz kampı
kişisel kıyıda
kişisel kayıt-
sızlık sızı belki de şehirde
yok yokuşlar çıkıldı
temmuz
eski anıldı-
ğı kadar mıydı
esirlikten esrikliğe yürü-
ndü dün ağardı
ağustos’a kaç-
tım kaç kere
ağustos
ağ son nokta-
dır bir balığa
oltada kalmıştır
sonra-
sı sığ-
ınağa nakil


b) şehr’e kişsel kayıt iki

samatya’da eski çocuk düşü görerek
ayazma’nın da kokusu yoktur ki
tüm sular gibi ancak akar
kan
kefensiz yatılır ya
kan andırır acıyı
çöle yakın hatta çölü yakın


c) gelmeyen

gelmez
gelmez oldu geceler sona-
erdi günler kendi kendine






yirmiüçhaziranikibinbeş







POLİKİNİK DİLEMMA RESİMLİ SÖYKÜ











------------------------------------------------------------------------------------------------


anatomi atlası / kağıt üzerine mürekkepli kalem / 35x50cm / 11_06_2008

27 Ağustos 2009 Perşembe

böcek / kağıt üzerine mürekkepli kalem ve akrilik / 50x70 cm / 21 ocak 2009


POLİKİNİK DİLEMMA ara görüngü 18/b





her


her şiddetli yağmurda ıslanmış şeytanlar düşer
ve uzun ıslaktırlar
ve asalarıyla da olsa dikkat çekmezler
şehrin eski parke taşları piyano tuşları gibidir
ve yağmur yağdığı zaman çalarlar eski bir şarkıyı
şimdi yağmur yağmıyor bunu iyi biliyorum
üzerime yağıyor ıslanıyorum ıslanıyorum
insanlar yürüyorum boylu boyumca
kimse hissetmiyor yağmuru
ıslanıyorum ıslanıyorum


onbirtemmuzbindokuzyüzdoksansekiz








kumsal

yürek atmakta
narin tıpırtılarla ta içeride
kumsalda kumdan kale gibi

kendini yerlebir edecek
dalgayı
bekler
gibi

onikiocakbindokuzyüzdoksansekiz







ay

yarım kalmış bir yüzdür
ay
gümüş ruhlu
sarı kaftanlı sultan

mühründe sihir kazılıdr
ah aşk


onaltıağustosbindokuzyüzdoksaniki












göz

gözlerin ateş
yum gözlerini yuum

salgılar sızılar
ağır bir ağrı içine akıyor
zamanın ve belki de yaşamının

hiç umma
direncine tutunarak saklan


yirmibirnisanbindokuzyüzdoksansekiz







bir

büzülmüş
kımıldayamadığımda
siren sesleri ve yiten kenar çizgileri
elinizde tuttuğunuzda
fark edebilirsiniz ancak
onu görüyorum
kılcal damarlarımda var olan




iki


kapıların kenarlarında gölgeler
gölgelerde çocuklar
çocuklarda gözler
sarkan sağır kağıtlarda yazılar
gibiydik
duvarlarda




üç


hepsi eski taşlar

küçük hayvancıklar su diplerinde
tahta masada kırık kaplar
çivilerin pas izleri

23 Ağustos 2009 Pazar

FANZİNETİK




1) İSİM KOYMAK:
İlksel açmazlardan biridir. Çoğunlukla bu aşamada sönmüş bir çok deneme vardır.
Fanzin’in ismi önemlidir ( içeriği ile örtüşmesi gerekir ) ve fakat bu içerik çok fazla bağlayıcı olmamalıdır.

ALT BAŞLIK / Fanzin’in sınırları ve sınırsızlığı:

Alt başlık birinci kuralı: Fanzin kendi sınırlarını kendi belirler. ( ya da bu sınırlar zaman içinde belirir )

Alt başlık ikinci kuralı: Zaman içinde beliren sınırlar veya biçem gelişim sürecinde değişebilir ( belirginsizleşebilir)
Değişen karakter her zaman karaktersizlik olmayacaktır.

Bir fanzin’in adı içeriğine sıkı sıkıya değmeli (uymalıdır)
Kimi zaman bu isim içeriğe çok ani değip kaçabilir.
Burada okuyucunun takibi önem kazanır ve bundan dolayı da Fanzin’in yaratıcısının hiçbir suçu da olamayabilir.
Çünkü: Yaşama değmeyen şeyler Fanzine de değmez, teğet geçerler geçeceklerdir.

2) FANZİN’İN BİÇİM SINIRLARI VE SINIRSIZLIĞI:

a)Fanzin bir çoğaltım nesnesidir.

b)Fanzin baskı nesnesi değildir. ( Fanzin vaaz vermez)
Fanzin henüz çoğaltıma geçmeden önceki haliyle
( yaratıcısının elinden yazılarak, çizilerek, boyanarak ve kesilip, yapıştırılarak ) orijinal haliyle çıkmış tuhaf bir yaratıdır ve atıldır.
Çoğaltıma geçildiği anda yaratıcı fanzine yabancılaşmaya başlar. Dağıtım esnasından sonra, yaratıcısı onu bir rafta veya başka birinin elinde gördüğünde, uzaktan kan bağı olan bir yakınını görmüş hissine kapılır.
Fanzin fotokopinin bütün çoğaltım olanakları göz önünde bulundurularak incelenmesi gerekli olan bir nesne olduğundan, çok renkli kağıtlar üzerinde kaliteli bir kopya ya da dümdüzünden renkli fotokopi olanaklarıyla çok lüks bir dergi görünümünde olabileceği gibi, kötü kağıtlara çok kötü bir fotokopi tekniğiyle kopyalanabileceğinden pespaye ve partal ne idüğü belirsiz bir görünüm de sergileyebilir.

FANZİN’İN BOYUTLARI:
Ftokopi makinalarının sınırlarıyla, maddi imkânların sınırları ve yaratıcısının düşünce boyutlarının sınırları ile belirlenir.
Tüm bu sınırlamaların içine “ OKUYUCU / TAKİPÇİ ” nin talepleri ayrı bir sınır koyabileceği gibi bir sorunsalın varlığı – “ Bazen hiçbir işe yaramayabilir de “
Bu durumda yaratıcı kafasına göre her hangi bir fanzin boyutu saptayabilir.


KALICI DURUM ÖLÜMDÜR “ PARADOKS”
Fanzin kaldığı müddette öldürücüdür. Koruyucu teçhizat olmadan incelenmemesi gerektiği okuyucu/takipçi’ye bildirilmelidir. Fotokopi uçucudur, uçar ve bir tür eşeysiz çoğalmadır. Çünkü yansıma kurallarına göre çoğalır. Yansıma ve aynalar aldatıcıdır, kandırır. “ Bir şey aldatıcı olabildiği oranda gerçektir ” . Fanzin ne kadar aldatıcıysa o kadar gerçek olabilir.
Fanzin bir fotokopi nesnesi olduğundan:
Fotokopi’nin beyazı negatif, siyahı pozitiftir.
Beyazı gece. / Siyahı silahtır.
Dolayısı ile fanzin gecenin tam ortasında doğmuş gece yapıntısı, gece nesnesidir.
Okuyucu / takipçinin fanzin’i daha iyi kavrayabilmesi için, fanzine bakış anlarını geceye göre ayarlaması gerekir.

FANZİN ÖZEL KURALLARI:
1) Çoğunlukla fanzin anarşist ruh taşır. Sistemin dışındadır ve orada kalmakta diretir. Sistemin dışı dinamiktir. Sistemde bürokrasi vardır. Bürokratik düzen fikirleri yavaşlatır, kayganlaştırır, sulandırır, zaman kaybına yol açar, ezer, süründürür ve sonunda öldürür.
Sistem içerisinde onaylanarak basılmış nesnelerdeki düşünceler artık ölü düşüncelerdir.
Sistem içerisinde, dışarıdaki dinamik ortam hiçbir zaman yer almamıştır.
2) Fanzin kendi koyduğu kurallara da boyun eğmemelidir. Kendi sınırlarında
kendi sınırsızlığını yaşayabilmelidir.
3) Fanzin sonuna kadar bireyseldir. Bu sebeple sisteme karşı çıkarken gerek
biçimsel gerek içeriksel olarak kendi içlerinde sistem oluşturan fanzinler büyük
gaf yaparlar.
Bu durumda bir fanzin belli bir grubun veya grupların sistemi içindeki biçimsellikleriyle sisteme tavır alıyorsa, tutarsızdır.
Bu tavır zaman içerisinde gittikçe komikleşir ve parodiye dönüşür.
4) Fanzin evrensel değildir.
5) Fanzin evrensel olmaya başladığında, kalıcı nesne konumuna geçer. Bu boyut değiştirme onu öldürür. Daha önce de belirtildiği gibi kalıcı durum ölümdür.
6) Fanzin “AN” ı çalmak için tekrar eder, çünkü “KAN” da “AN” gizlidir ve bu bir rtimdir.

FANZİN İÇSEL KURALLARI:1) Size demiştik fotokopi ukaladır diye.
2) Fotokopi’nin ukalalığı oranında fanzin de ukaladır.
3) Fotokopi uçucudur demiştik, uçucu olduğu oranda da ölümsüzdür.
a) Çünkü fotokopi olmayanı oldurur ( öldürür )
Tam da bu yüzden Fanzin ölümsüzdür.
b) Fanzin ölümsüzdür. Uçar ve belki de düşe düşerek havalanır. Tıpkı bir
çulluk gibi. Ve tıpkı bir çulluk gibi düşerken bile aldatır.
Düştüğü kesindir ancak düştüğü yeri bulamazsınız.
c) Fanzin kabuk bağlamış yaradır.
1- Kaşıyabilisiniz.
2- Kanar.
3- Kendi kendine kanar. ( ve kabuğu düşüremezsiniz )
4- Taşır – taşar – taşkındır .

ALT BAŞLIK:

KAŞIYIN: Kanadığını görmek için. Sonra kendi kendine kanat (ır) lanır, kendi içinde uçabilmek için. Ancak fanzin’in hiçbir amacı olmadığını anladığınızda, oyunundaki oyunu çözemezsiniz. İşte o zaman ölümün olduğu yerde daha eğlenceli ne olabilir ki? Bu durumda fanzin sizi enayi yerine koyduğunu fark ederek özür diler. Ama gülmeden de edemez.

FANZİN BİR ÇEŞİT SEBEPSİZ, GERKSİZ ÖNGÖRÜLER TOPLAMIDIR:
Tıpkı fotokopi makinesinin birden bire ve hızla belirli boyutlardaki kağıtlara birtakım yansıtmalar yapmasındaki gibi fanzin’in yaratıcısının beyninde aniden belirir. Bu belirtiler sokaklarda başıboş gezmekte olan, ya da alakasız başka bir takım işlerle meşgul olan fanzin yaratıcısının beyni ile beş duyusu arasında gidip gelmeye başlar. “ Bu ağır bir med / cezir’dir ”
Gidip gelmelere örnek vermek gerekirse:
Bu gidip gelmeler gözlere doğru kusulduğunda, gözler ile duyumsanır ve beyin’e geri gönderilir. Buruna doğru kusulduğunda, burunda bir takım kokular olarak duyumsanır ve beyine geri gönderilir. Deride, dilde, kulakta ayrı ayrı bir çok etkiler yaratır.
İşte bu ağır med / cezir’ler sonunda veya aralıklarında kıyıya vurmuş bazı nesneler ya da kabuklu deniz hayvanları gibi gözüken “şey”ler fanzin’in malzemelerini oluşturan HAMMADDELER’dir. Fanzin yaratıcısı bu nesneleri bir koleksiyoncu edası ile toplamayı başarabilir ise ( ki bazen başaramaz ) onları kendi kurgularından oluşturduğu bazı yüzeyler üzerine yerleştirir.

Burada özel ve uzun bir alt-başlık kurmak gerekir ise:
Fanzin, tam olarak koleksiyoncu mantığı ile bir çeşit sebepsiz, gereksiz öngörüler toplamı oluşturma çabası ile fanzin-yaratıcısı tarafından oluşturulmuş ve yine aynı gereksiz çabalar ile halk arasındaki umarsız dolaşımın içine bırakılmıştır.
Bazen yukarıda yazılanlardan başka fanzin’in oluşturulma sebepleri sorgulanırsa, bu abesle iştigal olabilir.
Fanzin’in hiçlikli amaçları sebebi ile fanzin ayrı ayrı her okuyucu-takipçi’de çok doğal olageldiği gibi ( olacağı gibi ) farklı yerlere temas eder. Bu farklı temaslar
( her seferinde ) hayatın anlamını açıklar, çözümler sunar, yaralara merhem olur gibi gözükür.
Fanzin hiçbir zaman gelecekteki mutlu ve parlak günleri vaat etmez, çünkü fanzin yaşama fotokopinin siyah/beyaz’ından bakar.




Fanzinetik Haziran – 1998 ile Ekim – 1998 tarihleri arasında yazılıp,
POLİKİNİK DİLEMMA’da fotokopi marifeti ile çoğaltılıp gene aynı tarihler içinde yayınlanmıştır.

19 Ağustos 2009 Çarşamba

23 Mayıs 2009 Cumartesi

biçimbozma yeniden yapılandırma /10_04_2005 / dijital kolaj



çok ayrı dillerde tanımlamalar anıtomiatlası 1 / 21_03_2005 / dijital_kolaj


POLİKİNİK DİLEMMA ( özel görüngü)








ŞEYLERE BAKIŞ DENEMELERİ


düşünceler bazen görünür hale gelebilir
kimi zaman da bazı şeyleri
baktığımız şeyler doğurur
şeyler göründükleri kadar mıdır





bütünsel metİNLEME : ilenç

imleç olarak ilenç
lokal ton olarak ilenç
ANAlitik ilenç
sentetik ilenç



1

metnin leitmotiv’inin
saptanması metnin ritimsel
kaygısına etkilerini arttıracaktır







tüm vESİkalıklarına soğuk
damga vurulmuştur
bu yaşadığına dELİldir bir an
çünkü çark durDURUlmuştur
fotoğraflarda BİR AN-
ıdır her an


2

birden ikiye geçiş anının
saptanmasında dikkat
edilecek hususlar






her sınır bir sonraKİNin de
SINIRIdır sihrine batmakta
kendi derisine has
bu sihirli barınak kabuğunu
oluşturmada



3

tüm saptamaların ikizleşmeleri
doğurabileceği kaygısının
sürekli taşınması



bu kadarı kalır
RUHu ne örterdir ki
kadavranın darası kAÇTIR
kan ne kadar kırmızıysa
siyah da o kadardır


4

her anın saptama yapılmasının
anıları oluşturmadaki etkileri



gölgesi DÜŞen bir harf
OLARAK DÜŞüşünü örselemez
altına eklenen rakamlar
müjdesidir öyleyse
mihenkte Ayar tutturulmuş mudur



5

kaygının suç unsuru oluşturmadaki faktörü


geceden önce gelmiş
tüm zamanlar geçirgenlikli
HER AKIŞkanda gözlendiği gibi
zaman da bir yol İZlerken
belki de kendi gölgesine düşmüştür


6

suç unsuru katagorisine
girmiş bir kaygının
iktidar söylemindeki devinimleri



zamana göre veya
zamana rAĞmen
hangisine atıftır biriktirmeler
koleksiyon ne zaman acıtır
oysa kİMi DARBEler kesmez
eşya kalınlaştıkça ezer




7

itici bir güç olarak kaygı
alıkoyan bir güç olarak kaygı



labirentlERİMİzin çıplak
soğuk duvarları ak-
si düşmesin diye ay-
na asılmamış tEKİN olmayan
resimlERİMİzde k-
imi kimSESİ olmayanlardan
kurulmuş kompozİSyonlarda
R’si TERS yazılıdır bu şehrin
hatırası kimi kartpostallarda
bilmem kaç kişiliktir bilİNMEZ
hangi yönden baksan da denize
birdir rüzgar hangi yönden eserse
bütün yelkenliler oraya gider
GİTmez sana da bulAŞIR bu şehir-
den fazla uzaklaşmak ağır bir ton-
lama ile ağrımak gibidir
her TERSleme bir SERT ÇIKıştır
beyaza değen her bölgeler bilinmez
aksidir aslı ters


8

korku kavramındaki
renk etkileri


aşkın göçer
iktidarda simgeler
yön işareti olur
metamorfoz-
un her amorfu
kendi içine dönük
olmadığından saf-
hadır bütün içinde


9

koku ve rengin tek yönden
gelen akademik ışık
altında formu oluşturma
bilgisi





hazerfenin kulesi dibinde
aynALARa yANSIyan arınmış
yüzlerden kaç yÜZDE bARINMIŞ-
tır o rengi ve kOKUyu
yOKLAyanlara bulaştırm-
ada neyi SİMgeler DİYE-
dir


10

metinde kullanılan
simgelerin
metnin formunda
homojenleştirilmesi



ve sen bütün bu
biç
KANatlar içinde
biçimini
BOZ AK


11


eklektik kaygı





bir rENGİNE çok harf-
ile denk
bir harfine çok renk-
ile denk












özel görüngü okuma kılavuzu

kendi yaşam sınırlarımız içinde olan şeyleri bilebiliriz – öyleyse bu evrenin varoluşunu ve yokoluşunu da biliyoruz (yeni bir düşünce değil)-evren sınırlı sayıdaki ŞEYLERin birbirleriyle permütasyonları sonucunda oluştuğuna göre (hemen belirtmek lazım evren sonlu sonsuzluktur*) çeşitli olasılık hesapları yaparak bundan sonra olabilecekleri de bilebiliriz (tek sorun) o kadar çok iyi hesap yapamıyor olmamız
zira sonuçta hesaplar birbirine çok karışıyor karşımızda duran gerçeklikleri ayırdedemiyoruz hayat büyük bir bilinmeze dönüşüyor –tıpkı ihtimal hesaplarını çok iyi yaparak başladığımız satranç oyunu gibi sonlara doğru ise ihtimaller çok açık olmasına rağmen bir anlık dikkatsizlikle yanlış hamle yapılıp oyun ya rakibin istekleri doğrultusunda gelişmeye ya da o anlık tepkilere terkedilmiştir –her an birşeyler yapabilme şansımız hala mevcuttur ancak ipin ucu da kaçmıştır- oyunun bundan sonraki aşamaları genelde garip bir bulanıklıkla devameder (en son hamleye kadar) –tabidir ki yukarıda anlatılanlar oyuncuların ustalıklarına göre çokçeşitli açılımlar yapacaktır ve her ustanın illaki rastgele oldukları anlar vardır- üstelik her soru cevabını içinde barındırır* her obje kendi suretini yaratır* ve her surette kaç obje saklıdır ya da her surette kaç mekân saklıdır işte tüm bu gerilimlerden sonra gelinebilecek nokta
mekânlar = suretler
veya suretlerden çıkan mekânlar arası uzamlar
uzam + mekân = espas
bir akarsuyun akış içeriğine temas tüm mekanların aslında görüldüğü kadar durağan olmayıp akışkan olduğunu farketmeye eşdeğerdir
_____________________________________
* yazdıklarım arasında bana ait bazı cümleler olmayabilir çünkü yeni düşünceler değil bunlar ve özleri fazla bozulmadan bazı ustalardan aktarıldı aktarılacak aktarılıyor bana öyle geldi ki ayrıca onlardan birkaçını yazmalı: j.l.borges,a.schopenhauer,e.batur






POLİKİNİK DİLEMMA 25. görüngü













ve Geçmiş i de
oluştur AN dır
içinde bulunduĞuMuz
Gelecek ve geÇmİş hakKINda ip uç ları şu an da giz li dir
gEçmiştEN geleceğe uzANan yaTAY çizgi
şim di ki zaman ın dikEY çizgisi ile kesilir
şİM di ki zaman ın geçmiş ile gelecek ar as ında ki dikey konumu ise uçucu ve belirsiz (dir)
ancak dikey çizgi nin kendisi Gerçektir
ocakbindokuzyüzdoksanbir





dışarı baktığımda denizi fark ettim
orada sanki insanların içindeymişçesine
ama dışında
dalgalanıyordu içinde bir şeyler saklıyor
gibiydi
ya kendine ait özel bir
dili vardı da mırıldanıyordu
örneğin: insanlar insanlar insanlar diye
ya da hiçbirşey
sadece dalgalanıyordu
hatta dili falan da yoktu düşünmüyordu da









biraz iz bu yağmur un izi mi
belki de

çok yu kardan çok ama çok
ta tavandan
bakıyorum
buradan düşmemeye dikkat ederek
buradan düşebileceğimi biliyorum

sallanıyor

gözlerim

buradan düşebileceğime inanıyorum




SÖYKÜ

koca konakta sâkiler sakin (kin)
sarhoşlar hazzın aşığı
melekler kanatlı ve Sevgili
çALgıcılar FİLozof

yaraya tuz basarcasına şaraplı şarkılarıyla şeytanlar

o GECE bir TÜrLü ay devrilmez GÜN aymAZ
koca konAKTa ta kapIlar ardına kadar gökYÜZÜ
rüzgarda kavakların sesi
uzaklardan köpeklerin sESi çok esKİ bazı anılar
gibi gece lacivert sâkiler
susarsa kuğular beyaz
rüyalarımızdır asmalar erken budanırsa ağlar
ya yaşlı bir çınar AVutabilir mi onu

şarkı: uykuYA gÖLdüğÜnde ( M )
gecenin kan atlarıyla geleceğim
geleceğim




konak eskidir duvarlarında kaplan kabartmaları
korur onu zamandan
merdiven altlarında cinler
geniş sofalarında yüksek tavanlar
bahçesindeki çınarağacının gövdesine yaslanmış
asma bitimsiz
sunmak üzere şarabını

nisanbindokuzyüzdoksaniki






turuncu

bu lodosla birikerek kıyılara
hartalar – çizmişdir


yeşil

kıyak bi çingene çalgıcı


küf

o kent-e gitmek isteyenin
yolu ölümde-n de geçer


siyah

ve artık çocuklar bile
kalpparalar gibi



Ot uzm a rtbindok uz yüzdok s anbeş





SÖYKÜ




bir denizkenarı kahvesindeydim

hiç konuşmadım

konuşsam sanki ihtiyarlar yavaş yavaş
gideceklerdi

hiç konuşmadım

ihtiyarlar ve ben ikiye ayrılmıştım
ta ki ben ihtiyarlayıncaya kadar


uyumaya giden bir gemi gibi
ümitsiz soğuk bir rüzgar bekliyorum




ikiek im bind ok uzyüzdoks anbeş








Söykü


çirkin cinin hayal tarihinden portreler

1 bulut biçimlendirici

bulutlara
canavar – saçları rüzgarda uçuşan bir kadın – dövüşen şovalyeler ve yunus gibi biçimler veren bulut biçimlendirici
(ki bu işleri elindeki küçük bir tarak ile yapar)
gökyüzünün bulutlu ve tabak gibi bir ay tarafından aydınlatıldığı geceler hariç diğer geceler bulduğu ilk ağacın dibine uzanıp uyur
bulutsuz gündüzlerde de aynı şeyi yaptığını eklemeden yapamayacağım


2 gölge boyayıcıları

hertürlü gölgeyi biçimlendirip boyayan bu iki kişi nöbetleşe çalışırlar
geceleri çalışan
gündüz çalışanın boyadığı bir gölgeye uzanıp dinlenir
gündüz çalışan da
gece çalışanın boyadığı bir gölgede yatar
koşan bir çocuğun gölgesini - rüzgarda sallanan ağaçların gölgelerini – bir çöptenekesinin gölgesini – uyumakta olan bir kedinin gölgesini ve diğerlerini büyük bir titizlikle çizer ve boyarlar
en büyük zevklerinin de vapurların suya akseden görüntülerini dalgaların içine boyamak olduğu söylenebilir


3 köpük örgücüsü

koca bir okyanus da olsa bir kaşık su da olsa her türlü subirikintisinde köpük oluşabilir
işte bu su birikintilerinden her hangibiri dalgalanacak olsa köpük örgücüsü elindeki küçük bir tarak ile hem köpükleri oluşturur hem de onlara çeşitli biçimler verir
bulut biçimlendiricisi ile benzeri bir iş yapmalarına rağmen araları pek iyi değildir birbirlerini kopyacılıkla suçlar en iyi ve en güzel biçimleri kendilerinin yaptığını idda eder bir araya gelmemeye çalışırlar
hangisinin haklı olduğu ise her zaman sonuçsuz kalır


birşu batb indok uzyüzdoks analtı










Ben, hep ölümü düşünmek gibiyim. Bachmann


İKİ


gözlerinden içtim
zehr’im zeHr’oldu

esrik kayganlığa – yapıştım
yaşamak – kanadı o an

neyazık


aşk nakadar BeyazSa
dölütüm Kapkara bir Tabancadır
bukalemunun cesedi ne renktir


ye dioc akbi ndoku zyüzdok san altı












sanrı ormanlarının
kuytularında
karanlık
buğulanmış gözlerden
yeşil
yapraklar


elma kokusu ellerini uzatır


kocaman bir ırmak havalanır
bulutları kımıldatabilen
sanrı ormanlarının
kuytularında


cin davulları çalar karanlıklarda
paslıtrenler kalkar istasyondan
suya sürtünerek gider şehre
sanrı ormanlarının kuytularından
ilerleyerek

ceviz kokuları duyulduğunda dönmek üzere

dikenli böğürtlen çalılarından
kurulmuş mabedlerde
sisler içinde

kiraz dalları ayaklarıyla
tunç toynaklarıyla

sanrı ormanlarının kuytularında



yir midör tmartbi ndoku zyüzdok sanaltı



25. görüngü açıklamaları:

* şimdiki tarih yirmialtıtemmuzikibinüç bu görüngüyü bir ay sonra ekim ayında çıkarmayı planlamaktayım…
* kapaktan da anlaşılacağı gibi 12.yıl özel görüngüsü… daha önceki görüngülerden seçmeler yapmayı uygun gördüm…
* daha sonra 12. yıl özel görüngüsü iki yi de yapmayı düşünüyorum…
* aradan oldukça uzun bir zaman geçmiş…
* ilk çıktığında sadece bana ait bir süreç olan polikinik dilemma bünyesindeki çoklu kişilikleri içinde sindirdi… sonra fanzin oldu veya öyle sanıldı… modaya mı uyduk nedendir fanzinetik diye görüngüler çıkarmaktan çekinmedik… bunları polikinik dilemma nın etik anlayışı olarak değerlendirdiğimde hiç de yanlış olmaz hatta her şey yerli yerine oturur… ama zaman geçip şimdi her şeye bir tepeden bakacak olursak polikinik dilemma
fotokopi/yapıntı dır bu değişmeyecektir…
* artık herhangibir fotokopi dergi veya
fanzinde ya da başka bir yerde ( görüngü )
kelimesini görünce ve başlarda çok ama çok
tepkilerle karşılaştığım ters veya kendi
atmosferinin gerektirdiği şekilde yazılmış
düzensiz! yazı karakterlerimle
karşılaştığımda veya söz edilirken duyduğumda
gördüğümde bazı şeylerin nasılda
değiştirilebileceğini artık çok net anlıyorum
bu çok başlardaki amacımı öyle kesin sonuca
götürmüş ki şimdi geriye baktığımda bir
mucize gibi geliyor…
*her biçim kendi içeriğini türettiği gibi
her içerik de kendi biçimini türetir…
*polikinik dilemma nın ileriki bir zaman diliminde görüşmek umuduyla…
* usta O.A. nın da dediği gibi – ey okuyucu takipçi sen neredesin acaba?
UBOR-METENGA















gizlenen kanatlı 4 / kağıt üzerine mürekkepli kalem / 32x46cm / 05_04_2005

















kanatlı 3 / kağıt üzerine mürekkepli kalem / 32x46cm. / 03_04_2007







POLİKİNİK DİLEMMA 24. Görüngü
























































































































































































































































































































24. görüngü açıklamaları:

· yedimayısikibinüç tarihinde bilgisayar marifetiyle ele alınan bu metnin ardından halk arası dolaşımına çıkabileceği belli olan bu görüngüyü sayın okuyucu-takipçiler çok doğal olarak yukarıdaki tarihten bir hayli sonra görebilecekler
· işbu metnin sahibi halâ ikibinli tarihlerden rahatsız olmakta teleffuz etmeye alışamamaktadır
· ağustos ayından sonra polikinik dilemma’nın 12. yıl özel görüngüsü 12 yıllık fotokopi seçkileri ile belirecektir meraklısına belirtmek gerekirse
· bu görüngü ile ilk olarak elektronik posta marifeti ile bazı edinilmiş adreslere (eğer böyle bir şey mümkünse) gönderilecektir
· ama p.d.’yi fotokopi olarak görmek isteyenler istiklâl caddesindeki malum adreslerde makul tarihlerde fiyatsız bulabilir

çok özel bazı adresler ile çok uzak bazı adreslere de klasik
posta marifeti ile ulaşacağını belirtmekte fayda görmekteyim




17 haziran 2009 açıklamalar:

bu görüngü yukarıdaki tarihte tekrar gözden geçirilip internette yayınlanabilir hale getirilmiştir.
















POLİKİNİK DİLEMMA 15. GÖRÜNGÜ




















söykü

şehirdeki gecenin tüm gölgeleri
evdeki odalara sinmiş
karşısındaki insanın yüzünde beliren seslere
dayanabilecek gücü kendinde bulabilirken
kendi dehlizlerinde dolaşmak yeterliyken
yine de ihtimalleri gözönünde bulundurarak
başkalarının dehlizlerinde de seyahat etmek
sorumsuz gereklilikti
bazılarında gizli açıklıklar olabilirdi

bana kalırsa gecenin güneşi ay değildi
çünkü bu herkesin kolayca uydurabileceği
zavallı bir oyundu
üstelik katil her zaman kazanır
gerçekliği uluorta söylenemez
ve bu evrenin yıkımı formülüne çok terstir
hırs ilenç övünç ve ölüm


yirmiüçşubatbindokuzyüzdoksanyedi



ay kıyıları


hangi aynı
kuşkusuz dalgalar
hep mi aynı
kıyılara mı çarparlar
- birdaha asla



ondörtşubatbindokuzyüzdoksanyedi






ne rgİZ


sıkıntılı bir havada
tozlu yolu YÜRÜyerek

suyun tekinsiz saydamlığına
bIRAKılmış gÖZlEr

ve
derinde derin derin yaralar



altışubatbidokuzyüzdoksanyedi


















görünmezler kenti var
kımıldamaz yeşil dağlarda

uykunun kanatlarıyla
GEleCEğim
geleceğim

güneşin DÜŞtüğü yerdeki KIZIllığa
usulca dokun grileşmiş bulutlara

ellerin yaşlanınca
birdaha toprağa ayAKbasmak istemezSİN

gözlerin İhtişamı GÖRmüştür AYNADA


dörtşubatbindokuzyüzdoksanyedi














söykü:

çirkin cinin hayal tarihinden portreler

ses toplayıcıları


biliriz ki gündüzleri çok ses olur
ve bu seslerin sahipleri
akşam üzerlerinden geceye doğru ortalıktan çekilmeye başlarlar

geceleri dışarıda pek kimse kalmaz

fakat sesleri kaybolmaz
onlar oraya buraya çarparak etrafta salınırlar

ses toplayıcıları işte bu sesleri bir bir toplarlar
yanlarında taşıdıkları denizkabuklarının içine koyarlar
gecenin ortalarına doğru etrafta artık ses kalmamıştır

bazen bir köpek havlar
bir araba klakson çalar ve gürültüyle geçerse
münasebetsiz bir karga bağırırsa
birisi ıslık çalarsa
ses toplayıcılarına iş düşer

ortalıkta çok ses olduğu bilinir
ses toplayıcılarının sayısınıysa kestirebilmek zordur
kimi sadece bir kişi olduğunu söylemekteyse de
yüzlerce olduklarını söyleyenler de vardır

sabahları kuşlar ötmeye başladığında
ses toplayıcılarının işleri bitmiştir
deniz kabuklarını aldıkları yerlere koyup
titizlikle seçtikleri sessiz bir yerde yatıp
uykuya dalarlar



Yirmiüçşubatbindokuzyüzdoksanyedi






geçenlerde bir denizkabuğunda çocukluk sesimi duyar gibi oldum
açıklamalar:


* şimdi tarih 12 haziran 2005
oysa ki bu görüngü ilk olarak 1997 yılında belirmişti
* fonda tom waits çalmakta (lullaby)
* az önce (star trek) yani bizim bir zamanlar (uzay yolu) diye bildiğimiz diziyi dvd marifetiyle seyretmiş bulunuyorum
daha doğrusu dört set
yani dört sezon diye
satılan bu koleksiyon malzemelerinin ilk üçünü
doğum günümde kendime aldım (13 nisan)
ve o zaman bu zamandır seyretmekteyim
1966–67-68 yıllarında çekilmiş olan bu seriler
2268 yıllarında falan geçiyor
kaptan kirk - mr. spock ve doktor mccoy
kaptanın seyir defteri:
uzay son sınır
bunlar uzay gemisi atılganın uzayda beş yıl boyunca yaptığı yolculukların serüvenleri
amacımız daha önce gidilmemiş yerlere gitmek
yeni uygarlıklar keşfetmek
seyrederken bazen
koca yelkenli gemilerle 16. veya 17. yüzyılda
denizlerde gezen kâşifler aklıma geliyor
pek fark yok
bu kaptan biraz daha hümanist ve akılcı o kadar
o kadar değil tabi aynı zamanda emperyalıst değil
yani çok ütopik (burada ünlem işareti kullanmam gerekir mi
diye düşündüm bir an)
her neyse yıl 2005 durum ortada ünleme ne kadar gerek varsa artık
* bu bir tekbaşınalık etkinliğidir
o yüzden polikinik dilemma ile kazaen irtibata geçmemek için gerekli olan adresler aşağıdaki gibidir


polikinikdilemma@hotmail.com
polikinikdilemma2@hotmail.com
polikinikdilemma@yahoo.co.uk













POLİKİNİK DİLEMMA 10. görüngü














hatalı
bulantı
karanlık
ölüm
kötülük
çirkinlik
intihar

yaşama iyimser gözlerle bakamıyoruz

ve

mutluluk ebleh bir gülümsemedir artık








fotoğraf

bir fotoğrafta çok eski
poz vermişler siyah beyaz
annem ve teyzem
ayaklarının dibinde
bir köpek siyah
ellerinde çiçekler beyaz
sandalyede oturmakta teyzem
muhtemelen tahta
ve siyah
ve beyaz ayakkabıları annemin
ayakta arkada
başını hafifçe yana eğmiş
elini hafifçe omuzuna değdirmiş
teyzemin


yirmialtıhaziranbindokuzyüzdoksanbeş










ek – şirk

çok seneler önce gelmiş
bir mektuptan çıkan kan
dan
kıvranmakta artık
yıldızlar
göz kırpmazlar
hanımın dehlizlerinde


Ontemmuzbindokuzyüzdoksanbeşkayserideveli










bülbülün ağıtı



esintili bir deniz kadar hafif
gül
binlerce aşkın görüntüsü
sarılmış
kötü bir sopaya

sevinci ve mutluluğu
bir apse gibi
yaşarken ben


ondokuzhaziranbindokuzyüzdoksanbeş







söykü:



şehir


bulutların kenarındaki dağın eteklerinde
bir tapınak
duvarlarına düş işlenmiş
sıçramış
şiir kazınmış
sihir
ortasında bir sal
salınmakta dalgaların içinde
karanlık dipte bilinmez balıklar
gümüş yakamozlar
geniş kubbeden yansırlar
nakşedercesine gökyüzüne fırçalarıyla
ressamlar
korkularını umutlarını
ve terkettiklerini
ve bilinmez bitkiler boyanır
bulutların kenarındaki dağın eteklerinde
bir tapınakta
duvarlarına
akşam olur dağ kararır
tan kızıl
ruh beyaz
bir deniz ülkesi çocuğudur
yüzüne yağmur kazınmıştır
geceleri fırtınalar çıkar
radyolar cızırtılıdır
sıçramış sihir yazılmış tapınakta
duvarlara
akşam kepenkler kapanır kasabada
çaycılar çay bardaklarını toplarlar
bir düş ülkesi çocuğudur
yüzüne rüzgâr kazınmıştır geceleri
ve geceleri yağmur yağar
radyolar hâla cızırtılıdır


onsekiztemmuzbindokuzyüzdoksanbeşkayserideveli














ekmeğini taştan çıkarma kabiliyeti
Günde 806dört kişiyi besleyebilecek şekilde 72elli8 kg
ekmek hazırlayabilen bir ekmekçi varmış. 300bin398 km2
yüzölçümüne sahip ülkede. Ülke nüfusu dörtbin10üç olan.
Km2’ye düşen insan sayısını, sizler, bu masalı dinleyenler
yukarıdaki veriler eşliğinde bulabilirsiniz.
Ekmekçi hep “ekmekler fırından çıktıktan sonra en az 6 saat beklenilip yenmelidir” dermiş. “altı saat ne yaparsanız yapın” bu adamın bilinç altında, yanında, özellikle üstünde, dünyayı ele geçirmek varmış. Sabitmiş bu düşünce.
Bu nedenle ekmeklere alçı, kil, kemik unu,bakır ve çinko sülfat, şap gibi çok yabancı, alakasız maddeler katarmış.
Alçı, kil, kemik unu ekmek hamurunu ağırlaştırıcı işleve sahiptir. Bakır ve çinko sülfat da kabartıcı ve bozuk unları islâhedicidir.
Birgün ülkenin kralı, ekmekçiyi ekmek üzerine konferans
Versin diye saraya davet etmiş. Ekmekçi gitmiş, başlamış konuşmaya: “yoğurma şekli ne olursa olsun, ekmeklik hamur
Su ve un oranına göre üç çeşide ayrılır:
Lüks ekmek hamuru (%65 su)
Ekmek hamuru (%60 su)
Çöreklik hamur (%40-45 su)
Ekmekçi konuşurken kralın kızı da oradaymış.
Ekmeği severmiş, ekmekçiyi de sevmiş.
Ellerine bakmış ve bir başka yerine bakmış. Dalıp dalıp gitiş.
“.... gaz kabarcıkları hamuru kabartır, kabarcıklar arada bir patlar, gaz salıverir, ekşime teknede başlar, hamur parçalara ayrılıncaya kadar sürer. Elverişli büyüklükte fırına atılır.
Kralın kızı kendinden geçmiş, eli ekmek tutmak, pardon ekmekçiyi tutmak istemiş.
Tutmuş evlenmişler.
O günden sonra ülkede ekmek karneye bağlanmış



Aslan Cem Şahin 1995/ İzmir










açıklamalar:

* bu görüngü ikinci çoğaltım olarak
eylül 1995’de belirmiştir.
* bu görüngüde yer alan bazı metinler elden geçirilerek yeniden yazılmış kimi resimler çıkarılmıştır.
* katkılarından dolayı sevgili dostum Aslan Cem Şahin’e
teşekkürü bir borç bilirim.
* pd. iletişmeme adresleri aşağıdaki gibidir:

polikinikdilemma@hotmail.com
polikinikdilemma2@hotmail.compolikinikdilemma@yahoo.co.uk



















anıtomi atlası 2 kağıt üzerine pastel boya ve kurşunkalem 70 x 100 cm. 4/05/2009

















öykünme tuval üzerine akrilik 100 x 150 cm. 29 temmuz 2006