13 Aralık 2011 Salı
1 Kasım 2011 Salı
31 Ekim 2011 Pazartesi
16 Ağustos 2011 Salı
POLİKİNİK DİLEMMA görüngü 15
söykü
şehirdeki gecenin tüm gölgeleri
evdeki odalara sinmiş
karşısındaki insanın yüzünde beliren seslere
dayanabilecek gücü kendinde bulabilirken
kendi dehlizlerinde dolaşmak yeterliyken
yine de ihtimalleri gözönünde bulundurarak
başkalarının dehlizlerinde de seyahat etmek
sorumsuz gereklilikti
bazılarında gizli açıklıklar olabilirdi
bana kalırsa gecenin güneşi ay değildi
çünkü bu herkesin kolayca uydurabileceği
zavallı bir oyundu
üstelik katil her zaman kazanır
gerçekliği uluorta söylenemez
ve bu evrenin yıkımı formülüne çok terstir
hırs ilenç övünç ve ölüm
yirmiüçşubatbindokuzyüzdoksanyedi
ay kıyıları
hangi aynı
kuşkusuz dalgalar
hep mi aynı
kıyılara mı çarparlar
- birdaha asla
ondörtşubatbindokuzyüzdoksanyedi
ne rgİZ
sıkıntılı bir havada
tozlu yolu YÜRÜyerek
suyun tekinsiz saydamlığına
bIRAKılmış gÖZlEr
ve
derinde derin derin yaralar
altışubatbidokuzyüzdoksanyedi
görünmezler kenti var
kımıldamaz yeşil dağlarda
uykunun kanatlarıyla
GEleCEğim
geleceğim
güneşin DÜŞtüğü yerdeki KIZIllığa
usulca dokun grileşmiş bulutlara
ellerin yaşlanınca
birdaha toprağa ayAKbasmak istemezSİN
gözlerin İhtişamı GÖRmüştür AYNADA
dörtşubatbindokuzyüzdoksanyedi
söykü:
çirkin cinin hayal tarihinden portreler
ses toplayıcıları
biliriz ki gündüzleri çok ses olur
ve bu seslerin sahipleri
akşam üzerlerinden geceye doğru ortalıktan çekilmeye başlarlar
geceleri dışarıda pek kimse kalmaz
fakat sesleri kaybolmaz
onlar oraya buraya çarparak etrafta salınırlar
ses toplayıcıları işte bu sesleri bir bir toplarlar
yanlarında taşıdıkları denizkabuklarının içine koyarlar
gecenin ortalarına doğru etrafta artık ses kalmamıştır
bazen bir köpek havlar
bir araba klakson çalar ve gürültüyle geçerse
münasebetsiz bir karga bağırırsa
birisi ıslık çalarsa
ses toplayıcılarına iş düşer
ortalıkta çok ses olduğu bilinir
ses toplayıcılarının sayısınıysa kestirebilmek zordur
kimi sadece bir kişi olduğunu söylemekteyse de
yüzlerce olduklarını söyleyenler de vardır
sabahları kuşlar ötmeye başladığında
ses toplayıcılarının işleri bitmiştir
deniz kabuklarını aldıkları yerlere koyup
titizlikle seçtikleri sessiz bir yerde yatıp
uykuya dalarlar
Yirmiüçşubatbindokuzyüzdoksanyedi
geçenlerde bir denizkabuğunda çocukluk sesimi duyar gibi oldum
açıklamalar:
* şimdi tarih 12 haziran 2005
oysa ki bu görüngü ilk olarak 1997 yılında belirmişti
* fonda tom waits çalmakta (lullaby)
* az önce (star trek) yani bizim bir zamanlar (uzay yolu) diye bildiğimiz diziyi dvd marifetiyle seyretmiş bulunuyorum
daha doğrusu dört set
yani dört sezon diye
satılan bu koleksiyon malzemelerinin ilk üçünü
doğum günümde kendime aldım (13 nisan)
ve o zaman bu zamandır seyretmekteyim
1966–67-68 yıllarında çekilmiş olan bu seriler
2268 yıllarında falan geçiyor
kaptan kirk - mr. spock ve doktor mccoy
kaptanın seyir defteri:
uzay son sınır
bunlar uzay gemisi atılganın uzayda beş yıl boyunca yaptığı yolculukların serüvenleri
amacımız daha önce gidilmemiş yerlere gitmek
yeni uygarlıklar keşfetmek
seyrederken bazen
koca yelkenli gemilerle 16. veya 17. yüzyılda
denizlerde gezen kâşifler aklıma geliyor
pek fark yok
bu kaptan biraz daha hümanist ve akılcı o kadar
o kadar değil tabi aynı zamanda emperyalıst değil
yani çok ütopik (burada ünlem işareti kullanmam gerekir mi
diye düşündüm bir an)
her neyse yıl 2005 durum ortada ünleme ne kadar gerek varsa artık
* bu bir tekbaşınalık etkinliğidir
o yüzden polikinik dilemma ile kazaen irtibata geçmemek için gerekli olan adresler aşağıdaki gibidir
12 Ağustos 2011 Cuma
POLİKİNİK DİLEMMA görüngü 10
hatalı
bulantı
karanlık
ölüm
kötülük
çirkinlik
intihar
yaşama iyimser gözlerle bakamıyoruz
ve
mutluluk ebleh bir gülümsemedir artık
fotoğraf
bir fotoğrafta çok eski
poz vermişler siyah beyaz
annem ve teyzem
ayaklarının dibinde
bir köpek siyah
ellerinde çiçekler beyaz
sandalyede oturmakta teyzem
muhtemelen tahta
ve siyah
ve beyaz ayakkabıları annemin
ayakta arkada
başını hafifçe yana eğmiş
elini hafifçe omuzuna değdirmiş
teyzemin
yirmialtıhaziranbindokuzyüzdoksanbeş
ek – şirk
çok seneler önce gelmiş
bir mektuptan çıkan kan
dan
kıvranmakta artık
yıldızlar
göz kırpmazlar
hanımın dehlizlerinde
Ontemmuzbindokuzyüzdoksanbeşkayserideveli
bülbülün ağıtı
esintili bir deniz kadar hafif
gül
binlerce aşkın görüntüsü
sarılmış
kötü bir sopaya
sevinci ve mutluluğu
bir apse gibi
yaşarken ben
ondokuzhaziranbindokuzyüzdoksanbeş
söykü:
şehir
bulutların kenarındaki dağın eteklerinde
bir tapınak
duvarlarına düş işlenmiş
sıçramış
şiir kazınmış
sihir
ortasında bir sal
salınmakta dalgaların içinde
karanlık dipte bilinmez balıklar
gümüş yakamozlar
geniş kubbeden yansırlar
nakşedercesine gökyüzüne fırçalarıyla
ressamlar
korkularını umutlarını
ve terkettiklerini
ve bilinmez bitkiler boyanır
bulutların kenarındaki dağın eteklerinde
bir tapınakta
duvarlarına
akşam olur dağ kararır
tan kızıl
ruh beyaz
bir deniz ülkesi çocuğudur
yüzüne yağmur kazınmıştır
geceleri fırtınalar çıkar
radyolar cızırtılıdır
sıçramış sihir yazılmış tapınakta
duvarlara
akşam kepenkler kapanır kasabada
çaycılar çay bardaklarını toplarlar
bir düş ülkesi çocuğudur
yüzüne rüzgâr kazınmıştır geceleri
ve geceleri yağmur yağar
radyolar hâla cızırtılıdır
onsekiztemmuzbindokuzyüzdoksanbeşkayserideveli
açıklamalar:
* bu görüngü ikinci çoğaltım olarak
eylül 1995’de belirmiştir.
* bu görüngüde yer alan bazı metinler elden geçirilerek yeniden yazılmış kimi resimler çıkarılmıştır.
* pd. iletişmeme adresleri aşağıdaki gibidir:
11 Ağustos 2011 Perşembe
POLİKİNİK DİLEMMA görüngü 7

et ve kan ile gerilmiş bir ağdır
ortasında içorganlarım
gözlerim dişlerim
ışıklarıyla
parlamakta
parmaklarımdan
rüzgâr çanları
soluğu kesik başım
beni yakalamak için gerilmiş
bu ağda
gecenin kısrağı
sessiz gökyüzüne saplanmışçasına kayalıklar
üzerinde
karanlık kalenin kalın duvarlarında
kötü ruhun
masum haykırışları
ürkütücü büyüklükteki
bakır rengi kanatlı at heykeli
ki rüyalarda sanrılara
ve kâbuslara
ve pencerelerimizi ölü böcekler
ve heycanlarımızı
ağaçların mor gölgeleri süsler
kötü ruh bir kez daha haykırmakta
masumca
alev alev yanmakta
olan nehirden
onsekizhaziranbindkuzyüzdoksandört
bonn bon boon bonn drabatja moge re
drabatja-d mon boonoooo
kara büyü
şafaktan da ötede kara bir nehir
saf aşktan tam ötede kara bir yılan
gibi zehir
ve şehir
forr evırr end e dey
hıyanet ve gıybet
el el macik kemik
şevvâl end rebi’ül-evvell
bir perçemlik saç s zehir
iblisin alacakaranlıktaki ejderhaları
kaplasın ateş kaplanları
yek dü dubara sameh kaf
kef keyf gecenin karanlık kısrakları
birer mızrak gibi
ıbant obscuri sola sub nocte per umbram
boynuzlu tan tanrının buyruğunda
kediler ve geceler girsin hırçın ruhlara
sulara
birekimbindokuzyüzdoksandört
son şirk
güya bir akasya olsa
kalbim kalbinde solsa
şevkât olur dikenleri
güya şeytan kaderini kaybetmiş olsa
tanrı da unutuş olur
yirmibirtemmuzbindokuzyüzdoksanbeş
Düş, bir oyun yazarıdır
zırhtan rüzgâr üzerindeki tiyatrosunda
gölgelere güzel giysiler giydirir.
Luis de Gongora y Argole
(1561-1627) İspanyol şair
inkubus
ölüm karanlık çehresiyle
bakarak
siyah kadifelerde soluyordu
gökyüzünde güneş kıvranarak
ve bütün eski yaralarıma bir kargı
gibi saplandı
katı kaskatı bir yağmur yağıyor
bir cenin gibi hissediyorum
çırpınan debelenen
yağmurun gürültüsü sarmış her yanı
kargışlanmış yeşil kanatlı
bir melek gibi düşüyorum
onyedihaziranbindokuzyüzdoksandört
goliath
geçen zamanda dökülmekte
yaşlı bir çınarın
buruşmuş yaprakları denli
pullarım sönmekte
gözlerimdeki sarı ışık
öldürüp de yaşlı pis bir sürüngeni
oturmuştum volkanların üstündeki
bu yüce tahta
elimde acımasız baltamla
çok yıl önce
şimdi davut isminde
bir çocuk
göz koymuş
elinde ince parlak kılıcıyla
ama o toy
bilmez
ölüm her zaman daha gençtir
onsekizhaziranbindokuzyüzdoksandört
açıklamalar:
*bu görüngü ikinci çoğaltım olarak 21 mart 1998’de belirmiştir
*bu görüngüde o tarihlerde yer alan birçok metin elden geçirilip tekrar yazılmış olup bazı metinler çıkarılmıştır
*o tarihte açıklamalarda yer alan karakter kekelemekten başka birşey olmayabilir’i buraya tekrar yazmak gerektiğini düşündüm
